
İki dünyanın arasında geçen yıllar.
Yıllar önce ben de yurtdışına bir hayat kurmak için geldim. İlk yıllar yetişmek, sonraki yıllar yerleşememek. Geride bıraktığım bir şey hiç gitmedi, buraya da hiç tam gelmedim.
Bayramlarda telefon çalmadığında içimde bir yer kayardı. Anlamlarını başka dilde aradığım kelimeler vardı. Burada eksiktim, orada artık tanınmıyordum.
Sonra bir şey değişti.
Aidiyetsizliği bir yara olarak değil, bir geçit olarak görmeye başladım. İki kültürün içinde aynı anda yaşayabilen biri olmanın, aslında bir zenginlik olduğunu fark ettim.
Bu fark ediş tek bir günde gelmedi. Yıllarca süren bir okuma, bir grup deneyimi, kişisel danışmanlık ve kendi yöntemimi keşfetme süreciydi. Ama bir kez gördüm ki, bu içgörü başkalarına da geçirilebilirdi.
Neden bu program?
Yurtdışındaki Türklere yönelik destek alanı çoğunlukla bireysel terapiyle dolu, ki bu kıymetli. Ama kayıp gözden kaçan bir şey vardı: aynı odada, aynı yarayı tanıyan başkalarıyla yürünen kısa, derin bir buluşma.
Bu program o boşluğu doldurmak için yapılandırıldı. Tek bir gün değil, iki gün, çünkü zihnin geceyi iş yapan bir alan olarak kullanması gerek. Tek bir buluşma değil, üç temasla (iki gün + iki hafta sonra kişisel takip), çünkü dönüşüm bir an değil, bir yumuşak süreç.
Bir not.
Ben psikolog değilim. Bu bir koçluk ve gelişim deneyimidir; klinik bir teşhis koymam, tedavi sunmam. Eğer aktif bir klinik tablon varsa nazikçe lisanslı bir uzmana yönlendiririm. Bu sınır seni de beni de korur.
Ama yürünmüş bir yoldan, sessizce ne orada ne burada olmanın yorgunluğunu içeriden bilen bir el burada.
Özün